Ankara ve Konya'da Suriyelilere Linç Girişimi

Gündem 16:11 | 18 Temmuz 2016

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ay başındaki Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık verilebileceği söylemi, sert tartışma ve kutuplaşmalara yol açarken, bu kez darbe girişimi keşmekeşi içinde bu kişilere yönelik planlı bir linç girişimi daha gözlerden kaçtı.

Ankara’da binlerce Suriyeli sığınmacının yoğun olarak yaşadığı yoksul gecekondu mahallesi Önder'de geçen cumartesi günü ırkçı saldırılar yapıldı. Kimilerinin “Küçük Halep” diye tanımladığı mahallede, günler öncesinden sosyal medya üzerinde örgütlenen yüzlerce kişi, Suriyeli sığınmacılara ait olduğu bilinen dükkanları tahrip etti, bazılarını ateşe verdi. En az 3 kişi yaralandı.

Bu ırkçı saldırı, Türkiye’de bugüne kadar yaşanan onlarcasından sadece biri. Aynı mahallede 2014 yılında sığınmacıların kaldığı bazı evler ateşe verilmişti. Gaziantep’te 2 yıl önce kira anlaşmazlığı nedeniyle başlayan bir tartışma, yüzlerce kişinin katıldığı en az 3 gün süren linç girişimlerine yol açmış, en az 10 Suriyeli yaralanmıştı.

Henüz 10 Temmuz’da Konya’nın Beyşehir İlçesi’nde bir köpeğe tekme atma tartışması nedeniyle çıkan bıçaklı kavga, biri Suriyeli, iki kişinin ölümüyle sonuçlandı. Yaralı 2 Suriyeli’nin kaldırıldıkları hastanede linç edilmesini polis, jandarma desteği ve biber gazıyla engelleyebildi.

Bazı Beyşehirliler, Suriyeliler’in ilçeyi terk etmesini istiyor. Ancak bu, buraya özgü bir tutum değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriyeliler’e vatandaşlık verilebileceği sözlerinin ardından, özellikle sosyal medya üzerinde başlatılan kampanyalarda binlerce kişinin bu yöndeki talepleri tekrar öne çıktı. Aralarında, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan sığınmacıları, kendi yurtlarını savunmaktan kaçan, pis, tembel, keyfine düşkün sözleriyle yaftalayanlar var.

İstanbul Göç Edenler Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği (Göç-Der) Başkanı İlyas Erdem'e göre, bu yalnızca sosyal medyanın gündeminde değil: “Otobüs ve tramvaylar, bakkallarda bile böyle konuşuluyor yıllardır. Suriyeli sığınmacılar, hep mahallenin istenmeyenleri durumunda.”

Türkiye, özellikle azınlıklara yönelik ayrımcılık ve ırkçılığa yabancı bir ülke değil. Kürt, Alevi, Ermeni, Rum, Yahudi ve Romanlar’ın onlarca yıldır maruz kaldığı bu durumun hedefinde, Türkiye’ye sığındıkları son 5 buçuk yıldır Suriyeliler de var. Manşetlerinde “Bunlar mı vatandaş olacak” yaklaşımıyla yayınlanan gazeteler var.

'Adaletsiz toplumsal ve ekonomik yapı'

Göç-Der Başkanı Erdem, resmi rakamlara göre, sayıları 2 milyon 750 bini bulan Suriyeli sığınmacılara düşmanlığın en temel nedenini, adaletsiz toplumsal ve ekonomik yapıya bağlıyor. Sığınmacıların ucuz işgücü olarak sömürülmesinin, pek çok yoksul tarafından Suriyeliler'in işini elinden alan rakipler olarak görülmesine neden olduğunu söylüyor. Ortak yaşam alanları yoksul yerleşim birimlerindeki kiraların yükselmesi de, körükleyici önemli bir etken.

“Bir de” diyor Erdem, “bu insanlar kendi kültürel varlıklarıyla geliyorlar. Yaşam şekli, kılık-kıyafetleri, alışkanlıklarıyla. Örneğin, pilavı parmaklarıyla yediği için bu insanların pis olduğunu söylemeye kadar varıyor bu ayrımcılık, ırkçılık.”

15 Temmuz Darbe Girişimi ardından sokağa çıkan halkın, olayların durulmasının ardından Ankara ve Konya'da Suriyeliler'in yoğunlukta olduğu mahallelere saldırdığı iddia edildi.

Bilgi Üniversitesi’nden göç ve entegrasyonla ilgili çalışmalarıyla tanınan Profesör Ayhan Kaya, ayrımcılığın, ırkçılık kategorisinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor, meselenin “din kardeşliği” söylemiyle çözülemediğini söylüyor: “Irkçılık, özellikle toplumsal ve siyasal sorunların yaşandığı zamanlarda daha çok işçi sınıfı, yoksul ve işsiz gruplar arasında kullanılan ve kök salan bir ideoloji olarak karşımıza çıkıyor.”

'Nereye baksanız milliyetçi bir motif görüyorsunuz'

Profesör Kaya'ya göre, genellikle muhalefet parti ve grupları tarafından iktidar karşıtlığını ifade etmek için bir araç olarak kullanılan milliyetçi söylem, iktidar tarafından da canlandırılıyor: “Nereye baksanız, bir milliyetçi motif görüyorsunuz. Milliyetçilik Türkiye’de tekrar en önemli mesele haline geliyor.”

“Tedirginlik verici bir süreç” diyor Profesör Kaya, “mayınlı bir tarla gibi.” 20. yüzyıl tarihine bakıldığında, Türk ve Arap milliyetçiliğinin karşıt olarak birbirlerini beslemiş olduklarını hatırlatıyor. Toplumun Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini, milliyetçi söylemlerden kaçınılması gerektiğini belirtiyor.

Peki, aksi durumda sığınmacılara vatandaşlık söylemi, süregiden bu ayrımcılığı, ırkçılık ve linç girişimlerini körükler mi? Göç-Der Başkanı İlyas Erdem'e göre, “Körükler, tabii ki.” Erdem ekliyor: “Ben savaşmışım, bu ülkeyi kurmuşum. Bunlar bu ülke için ne yaptılar da vatandaş oluyorlar gibi bir yaklaşım var. Onlara göre bu durum, bedava vatandaşlık gibi bir şey, illa ki bir bedel ödemek gerekiyor vatandaşlık için; algı bu.”

Profesör Ayhan Kaya uyarıyor: “Büyük ölçekli toplumsal çatışmalara yol açabilecek bir altyapı mevcut. O yüzden, çok dikkatli olmak gerekiyor.”