Fethullah Gülen'in Çatı İddianamesi Kabul Edildi

Gündem 17:39 | 22 Temmuz 2016

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Fethullaçı Terör Örgütü (FETÖ) yapılanmasıyla ilgili olarak hazırlanan ve 73 kişinin dahil olduğu "çatı iddianamesi"ni kabul etti.

Davanın ilk duruşması, 22-25 Kasım 2016'da görülecek.

Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçları Soruşturma Bürosunda görevli Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun'un hazırladığı iddianamede Fetullah Gülen, Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca'nın yanı sıra şu isimler "sanık" olarak yer aldı: 

"Abdülkadir Aksoy, Abdullah Aymaz, Abdulletif Tapkan, Ahmet Can, Ahmet Kara, Ahmet Kirmiç, Ahmet Kurucan, Ahmet Şahinalp, Alaeddin Kaya, Ali Bayram, Ali Çelik, Ali Çelik, Ali Ursavaş, Bahattin Karataş, Barbaros Kocakurt, Bekir Baz, Cemal Türk, Cemal Uşak, Cemil Koca, Cevdet Türkyolu, Dilaver Azim, Faruk İlk, Halit Esendir, Hamdi Akın İpek, Hamdullah Bayram Öztürk, Harun Tokak, Hüseyin Kara, Hüseyin Saruhan, İbrahim Kocabıyık, İlhan İşbilen, İrfan Yılmaz, İsmail Büyükçelebi, İsmail Cingöz, İsmet Aksoy, Kazim Avcı, Kudret Ünal, Mahmut Akdoğan, Mehmet Ali Büyükçelebi, Mehmet Ali Şengül, Mehmet Erdoğan Tüzün, Mehmet Hanefi Sözen, Muammer Türkyılmaz, Murat Karabulut, Mustafa Yeşil, Mustafa Muhammet Günay, Mustafa Özcan, Mustafa Talat Katırcıoğlu, Naci Tosun, Necdet Başaran, Necdet İçel, Nevzat Ayvacı, Osman Hilmi Özdil, Osman Karakuş, Önder Aytaç, Rahmi Bıyık, Recep Uzunallı, Reşit Haylamaz, Rıdvan Akovalı, Sadettin Başer, Sadık Kesmeci, Sait Aksoy, Selman Kuzu, Suat Yiğit, Suat Yıldırım, Süleyman Tiftik, Süleyman Uysal, Şerif Ali Tekalan, Talip Büyük, Tuncay Delibaşı ve Ziya Demirel."

'Devlet içinde ayrı hiyerarşi ve iş bölümü'

FETÖ'nün kamu kurumlarında kadrolaşarak, devlet içinde devlet olarak ayrı hiyerarşi ve iş bölümüne göre kamu faaliyetleri yürüttüğü vurgulanan iddianamede, "Devletin derin bir yapının eline geçmesini acziyet içerisinde izlemesi, seyretmesi beklenemez." değerlendirmesinde bulunuldu.

İddianamede, FETÖ soruşturmasının, çeşitli ihbar dilekçelerinde varlığından bahsedilen örgütün devleti ele geçirmek üzere olduğu, anayasal düzeni zorla değiştirebileceği ve kamu idarelerinden gelen suç ihbarlarında örgütlenmenin ciddi olduğunun iddia edilmesi üzerine, örgütün varlığına dair yeterli somut deliller bulunması ve kamuoyunda mağduriyetlere yol açan uygulamaları tespit edilerek başlatıldığı belirtildi.

'Anayasal düzen yerine cemaat oligarşisine dayalı bir düzen'

Devlet kurumlarını ele geçirmek, anayasal düzeni yıkarak yerine otoriter, totaliter bir "cemaat oligarşisi/zümre hakimiyetine dayanan devlet düzeni" kurmak ve hükümeti devirmeye teşebbüs etmek suçlarına ulaşmak için kurulan örgütün, ekonomik, insan kaynakları ve nihai maksatlarının ne olduğunun belirlenmesi amacıyla soruşturma başlatıldığı bildirilen iddianamede, şunlar kaydedildi:

"Bu soruşturmanın, dini cemaat kabul ederek salih niyetle hukuk dışına çıkmadan faaliyet yürüten kimselerle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bu soruşturmanın konusu Fetullah Gülen tarafından kurulup yönetilen örgütün devlet içerisindeki yapılanması ve bu yapılanmanın faaliyetlerinden oluşmaktadır."

Örgütü dini bir kuruluş sananlar soruşturma harici tutuldu

Soruşturmanın amacının, örgütün siyasi bir faaliyeti ve amacı, devlete ve hükümete yönelik ele geçirme amaçlı bir örgütlenme olup olmadığı, örgütün işlediği suç varsa kimlerin karıştığı, yoksa da bu örgütlenmenin neden suçlandığını ortaya koymak olduğu belirtilen iddianamede, şu değerlendirmelerde bulunuldu: 

"Örgütün evinde kalan, yurtlarında barınan veya okul ya da dershanelerinde öğrenim gören gençler, dershane, özel okul ve yurtlarda faaliyet yürüten öğretmenler ve yöneticiler, aynı şekilde örgütün emrinde faaliyet yürüten dernek, vakıf, banka veya ticari şirket çalışanları, bu örgütün elindeki iş yerlerinde ücretli çalışan, emeği ile geçinen kimseler, açıkça bir suça karışmadıkları sürece sırf bu irtibatları ceza sorumluluğu doğurmadığından özellikle soruşturma dışında tutulmuştur. 

Fetullah Gülen örgütünün sempatizanı olup bu örgütü dini bir kuruluş sanarak cemaatle gönül bağı bulunanlar da soruşturma harici tutulmuşlardır."

"Herkesin hayatı kararmıştır"

İddianamede, FETÖ'nün, özellikle 12 Eylül 1980 sonrasında ciddi hiçbir araştırma ve soruşturmaya konu edilmediği, örgütün nihai amacının sorgulanmadığı ve "dini, ılımlı bir cemaat" denilerek geçiştirildiği bildirildi.

"Birçok soruşturmada şüpheliyi cemaat avukatlarından oluşan ordular savunmuştur." değerlendirmesinde bulunulan iddianamede, şunlara yer verildi: 

"Fetullahçı Terör Örgütü üyeleri, örgüte yönelik soruşturma açan her savcı ve görev alan hakimleri veya kolluk görevlilerini linç ederek itibarsızlaştırıp, hayatlarını mahvetmiş ve canlarından bezdirmiştir. Bu örgüte yönelik dava veya bir soruşturmada basit şekilde bile olsa adı geçen herkesin başına bela açılmış, hayatları zehir olmuştur. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel'e, Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci'ye, Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral’a ve Yardımcısı Osman Ak'a yönelik uygulanan sistematik ve organize operasyonlar örnek olarak gösterilmektedir. 

Örgütün asker içindeki uzantılarıyla ilgili işlem yaptıran İlker Başbuğ, emekli olduktan sonra örgütün hedefi olmuş ve intikam alınmıştır. Örgüte karşı basit bir işlem yapan, istihbarat toplayan veya herhangi bir nedenle örgüt soruşturmasında adı geçen herkesin hayatı kararmıştır. Örgüt, eskilere neler yapabildiğini ibret olarak ortaya dökerek soruşturmada görev alanları hem tehdit etmiş hem de engellemeye çalışmıştır." 

İddianamede örgütün, bu soruşturmanın engellenmesi için de elinden gelen bütün gayreti sarf ettiği vurgulanarak, savcıların değiştirilmesi için dilekçeler verildiği, soruşturma nedeniyle hakim ve savcıların HSYK'ya şikayet edildiği, HSYK'dan hakim ve savcılar hakkında inceleme izni çıkarıldığı aktarıldı. 

"Stockholm sendromu" 

İddianamede, FETÖ'ye karşı soruşturmada özel yetkili mahkemelerin kaldırılması ve soruşturmayı zorlaştıran mevzuat düzenlemelerinin de büyük engel oluşturduğuna değinildi. 

Soruşturmayı zorlaştıran bir diğer sorunun ise kişilerin her şeyi Paralel Yapı'ya havale ederek bundan yarar sağlama beklentileri olduğu savunulan iddianamede, "Alakası olsun, olmasın, her olayı Paralel Yapı'nın işlediği iddia edilerek başvurular yapılmış ve sonuçta soruşturmada gerçekten Paralel Yapı'nın faaliyeti ile ona atfedilen olayları ayırmak, uzun süren çaba gerektirmiştir. İşlediği suçun sorumluluğundan kurtulmak isteyen cezaevindeki hükümlü ve tutuklulardan birçok gereksiz dilekçe gelmiştir. Mesela 2001'de ırza geçmeye teşebbüsten mahkum olan bile 'bunu Paralel yaptırdı' diyerek dilekçe göndermiştir." görüşüne yer verildi. 

İddianamede şunlar ifade edildi: 

"Soruşturmada bir diğer engel ise bu örgütün faaliyeti nedeniyle zarar görenlerin, mağdurların, sonradan 'Stockholm sendromu' yaşayarak, FETÖ ile iyi ilişkiler kurarak, sanki kendilerine karşı hiç suç işlenmemiş ve suçtan kazanç sağlamış gibi davranmalarıdır. Mağdur edilen kimseler, örgüt tarafından algı yönetiminde kullanılmışlardır ve bu durum anlaşılır gibi değildir. Örgütün işlediği suç karşısında ezilenlerin, sonradan yıllardır bu cemaatten biri gibi hareket etmeleri akılla, mantıkla izah edilememektedir. 

Toplum üzerinde olduğu gibi kamu görevlileri üzerinde de örgütün kurduğu baskı ve tehdidin boyutu oldukça vahimdir. Yalnızca bu durum bile yapının niteliğini izhar etmektedir. Yargı içinde örgütün önemli bir militarist kadrosu varlığını sürdürmektedir. Örgüt, istediğinde her türlü hukuksuz kararı verecek ve yargı eliyle devletin kamu gücünü örgüt menfaatine kullanacak binlerce hakim, savcıya sahiptir. Yargının içinde bulunduğu bu durum sebebiyle örgüte karşı karar alıp uygulamada da sorunlar, sıkıntılar yaşanmıştır. FETÖ de benzer diğer terör örgütleri gibi hakim, savcıları, tanıkları, mağdurları, bilirkişileri korkutup tehdit ederek soruşturmayı engellemeye çalışmıştır. Bütün bu fiili engeller ve örgütün engelleme gayretlerine rağmen devletin düzeninin ve bekasının temini için bu soruşturma mevcut şartlar altında güçlükle devam ettirilip sonuçlandırılmıştır."

Haşhaşi benzetmesi 

İddianamede, şu değerlendirmelere yer verildi:

"Örgüt kadrolarının sızdığı devletin güvenlik kurumlarının silahlı olması ve bu silahları kullanma yetkilerinin bulunması, örgütün silahlı ve askeri eğilimini göstermesi açısından çok önemlidir. FETÖ'nün hizmet hareketi olarak gözüken bir legal yapısı, bazen söz konusu legal yapı içerisinde gizlenmiş bazen de genel yapıdan tamamen farklı şekilde hareket eden bir de illegal yapılanması vardır. Hasan Sabbah'ın çevresinde kümelenen Haşhaşiler, yaklaşık bin yıl kadar önce afyon çekip fedailerini kullanarak devlet görevlilerini öldüren bir terör örgütü olarak ortaya çıkmıştır. Onlara benzer şekilde FETÖ üyeleri de mutlak itaat ve cennete kavuşacakları saiki ile hareket ederek devlet içinde suikast benzeri hareketlere başvurmaktadırlar. FETÖ'nün devlet içindeki kadrolarının Haşhaşilere benzetilmesi, kullanılan yöntem ve amaç bakımında doğru bir benzetmedir."

Gülen'in başlangıçta dini bir cemaat olarak kurduğu ve sonradan terör örgütüne dönüşen yapılanmanın içinde yer alanların çeşitlilik gösterdiği, örgüte üyelik için kesin bir kriter bulunmadığı anlatılan iddianamede, "Toplumun her inanç kesiminden örgütün üyeleri vardır. Türk, Müslüman, Sünni, dini bütün, ibadet aşkıyla dolu, dindar insanlar olduğu gibi, örgüt işine gelen kullanılması mümkün herkesi bünyesine katmaktadır. Alevi, ateist gibi yapıya uzak gibi duran gruplardan, Yahudi, Hristiyan dinine inananlardan da paralel yapılanma içerisinde yer alanlar bulunmaktadır. Bir başka ifadeyle FETÖ'ye üyelik için dindar veya inançlı olmak şartı aranmadığı gibi Müslüman olmak da gerekli değildir." değerlendirmeleri yer aldı.

FETÖ'nün, geçen sürede çalışarak bu teşkilat yapısına emeğiyle gelmediği belirtilen iddianamede, "FETÖ'nün dış ülkeler ile Türkiye devletinin içindeki çeşitli yapıların desteği olmadan bu teşkilatlanmayı becerebilmesi mümkün değildir. Kısaca bu terör örgütü, dış ülkeler ve üst bir akıl ve yapının eseridir." ifadeleri kullanıldı.


"FETÖ'nün kuruluşu" 

İddianamenin "FETÖ'nün Kuruluşu, Genişlemesi ve Kadrolaşması" başlıklı bölümünde de Türkiye'de 1950 sonrasında kırsaldan şehre göç yaşandığı, göçenlerin, şehirlerin çevresinde çoğalan gecekondularda hayatını sürdüren yoksullardan oluştuğu, devletin, bu yeni sosyal yapının ihtiyaçlarını karşılayamadığı vurgulanarak, "Özellikle şehirlere okumak için gelenlerden oluşan öğrencilerle ilgilenmek, onlara barınacak yer, yurt sağlamak, bu gençliğin ideolojik radikal sol görüşlere kaymaması için tedbir almak üzere Fetullah Gülen ve yanındakiler harekete geçmişlerdir. Hizmet hareketinin kuruluş gayesi bu amaçlardan ibarettir. Hareket zamanla yetiştirdiği gençlikle ilgisini kesmemiş, onları amacına yönlendirmek üzere kontrol altında tutmuştur." denildi.

"AK Parti'ye HDP dışında kimse zarar veremez"

İddianamede, çalışmaları dolayısıyla "ana mütevelli heyeti"ne alınan gizli tanığın ifadelerine de yer verildi. 

Gizli tanığın ifadelerinde, üst mütevelli heyetinin Türkiye ve Amerika'da, bazen de başka kıtalarda toplantı yaptığı, Aralık 2014'te Fatih Üniversitesi Kampüsü'nde yapılan toplantıda AK Parti'nin karşısında her bölgeden ikinci parti kimse desteklenmesi talimatı verildiği, AK Parti'ye HDP dışında kimsenin zarar veremeyeceği belirtilerek, alt birimlerin has daireyi toplayıp bu konuda HDP'yi destekleme kararı aldıkları, bunun dinen en büyük hizmet algısı olduğunun yerleştirilmesi talebinin has daireden gelmiş gibi olmasını kararlaştırdıkları, kült iş adamlarının yurtdışına çıkarılıp kullanılmalarına karar verildiği, her ülke lobisini kullanarak Recep Tayyip Erdoğan'ın yolsuzluk yaptığı konusunda algı oluşturulmasının asıl öncelik olduğunun kararlaştırıldığı yönünde bilgiler yer aldı. 

FETÖ/PDY'nin yurtdışında Ermeni diasporası, Yahudi lobisi, Mason loca başkanlarıyla irtibatlı olduğu, Fetullah Gülen'in de bunlarla hediyeleştiği, yurtdışında futbolcu transferi ile de ilgilenildiği kaydedilen gizli tanık ifadelerinde, Temmuz 2015'te kıta imamlarının toplandığı, Türkiye'de imamlar toplantısının bir daha yapılmamasının, her kıtanın kendi içinde toplantı yapmasının kararlaştırıldığı, Türkiye'deki cemaatin deşifre olmuş yetkili imamlarının yurt dışına çıkarılarak yerlerine yeni yüzlerin görevlendirilmesi kararı alındığı belirtildi. 

Abdullah Gül de dinlendi 

Gizli tanık, iddianamede dinlemelerin harici disk ve flash belleklerle getirildiğini, bilgisayarlara yükleme yapmadıklarını, ses tapelerini çözerken 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için "Diken", eski İçişleri Bakanı beşir Atalay için "Mekir", eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin için "Dursun", Başbakanlığı döneminde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için "Ozan" şifrelerini kullandıklarını, bunu emniyet amiri ve komiserin istediğini, diğer devlet adamlarının ise kendi isimlerinin yazıldığını anlattı. 

"Cemaat yapılanması, vesayetin yeni versiyonudur" 

Türkiye'de vesayetin, toplum mühendisliğine duyulan istek anlamına geldiği belirtilen iddianamede, "Türkiye'de bu cemaat yapılanması, vesayetin yeni versiyonudur. Paralel devlet, millet ve devlet üzerindeki 'cemaat vesayetidir'. Bu yeni tip vesayet, askere karşı oluşturulan nefret ve toplum algısıyla yönetilmiştir." ifadeleri kaydedildi.